reklam
reklam

CIZLAVAT KARA LASTİK AYAKKABI     ve RAHMETLİ MENDERES/ İKİ  TESTİ ÇARPIŞIRSA  NE OLUR?

Bu haber 17 Eylül 2018 - 10:21 'de eklendi ve kez görüntülendi.
reklam

 

“Bahçelerde maydonoz gel bize bazı bazı”   gibi  yazımın başlığı da buna benzer bir şey. Okuyun bakalım arrasında birbenzerlik bulabilecek misiniz?

İlkokul öğrencisiyim.    Rahmetli Menderes  başa geçinçeye kadar  ayaklarıma  ne giydiğimi  hatırlamıyorum.  Rahmetli, iktidara geldikten sonra  cizlavat lastik ayakkabılar çıktı.  Rahmetli dedem   kara lastik ayakkabı  aldığında dünyalar benim olmuştu. Yine rahmetli dedemin  lokum sandığından yaptığı  okul çantasıyla  okula gidiyordum. O günlerde  bugünkü gibi  ne bedava kitap, ne bedava defter vardı. Bir önceki sınıfta okuyan arkadaşlarımızın kitaplarını  satın almak için adeta yalvarırdık. Defterler saman yaprağından, küçülen kalemleri de kamış dileğine sokar  son kertesine kadar kullanırdık. Silgimiz ise lastik parçasıydı. Deftere yazdıklarımızı kara lastikle  siler,  üzerine tekrar yazardık. İnanmadınız değil mi? Ama inanın anlattıklarım  virgülüne kadar gerçekti. Allah o günleri yeni  nesillerimize yaşatmasın.

İşte yıllar önce  gittiğim Dazkırı ilçesinin  çiftlik köyünde  okurken öğretmenim beni başarılı buldu  ve  onere  etmek için sınıfta  arkadaşlarımın  huzurunda  okuyup iade etmek üzere  bana  bir masal kitabı verdi.  Günümüzde gerek trafikte, gerekse diğer yerlerde  incir kabuğunu doldurmayacak olaylardan kavga edip birbirlerini yaralayan, hatta öldüren insanlar gördükçe  bu  kitaptaki   “Güneş ve  Rüzgar”  masalı    ile  “cızlavat kara lastik ayakkabılar”  aklıma  geliyor. “Rüzgar  ve Güneş” masalı  merhum Adil hocamı, cızlavat kara lastik ayakkabılar da  rahmetli dedemle, rahmetli Menderes’i aklıma  getiriyor. Hepisine de Rabbim mağfiretiyle muamele eylesin.  Çıplak ayaklarımı cızlavat  kara lastik ile tanıştıran, ülkemize hizmetten başka hiçbir kabahati olmayan ve bugün rahmet-i rahmana kavuşan Merhum başbakanımızı da tekrar rahmetle anıyorum. Öğretmenimin, dedemin ve merhum babakanımızın mekanları cennet olsun. Şimdi  gelelim masala:

Güneş ve rüzgar  kendi aralarında  güç konusunda iddialaşmaya girerler. Güneş der ki : “ Ben güçlü ve kuvvetliyim”, rüzgar der ki: “ Ben güçlü ve kuvvetliyim.” İddialaşma kavgaya ve ispata dönüşür. Rüzgar der ki: “ Şimdi sana gücümü ve kuvveti göstereceğim.” der. “ Şu yaşlı  adamı görüyor musun? Onun çeketini  hemen çıkartıp sırtından alacağım” der ve sonra da şiddetle  esmeye başlar.  Bu arada güneş de  bir bulutun arkasına  gizlenip onu  seyretmeye koyulur. Rüzgar şiddetini artırmış, fırtınaya dönmüş fakat ne yaptıysa adam, ceketine biraz daha kuvvetlice sarılmış. Rüzgar fırtınaya da dönüşüp  esse de  yaşlı adamın çeketini bir türlü çıkartamamış.

Sonra güneş tatlı bir tebessümle ortaya çıkmış. Etrafa tatlı bir sıçaklık yaymış. İhtiyar adam iki büklüm olan sırtını düzeltmiş ve  derinden  bir” oh!” Çekerek  çeketini çıkarmış.  Sonra da güneş rüzgara dönerek: “ Gördün mü?” demiş. “   Tebessüm, nezaket ve dostluk kabalıktan  daha  güçlüdür.”

 İslam dünyasının ünlü muallimlerinden  İmam- Gazali   meşhur eseri  İhya-ul Ulum’unda “  Muhatabınızla   münakaşa değil, sohbet ediniz. Münakaşanın sonucu  kavga, sohbetin  sonucu dostlukla biter” diyor.

Dün ve bugün  tartışmayı kazanmanın  en iyi yolu  tartışmaya girmemek  ve  muhatabımızla  sohbeti terçih etmektir. Tartışmadan bir çıngıraklı yılandan, bir zelzeleden  kaçar gibi kaçmamız   % 100 yararımızadır. Nasıl mı?  Hemen anlatayım.

En çok korktuğum trafik kazalarıdır. Çünkü karşına kimin çıkacağı belli olmaz.   Birkaç yıl önce idi. Petrol istasyonunuda yakıt aldıktan sonra  hareket ettiğimde  küçük bir trafik kazasına  sebebiyet verdim. Hata  karşılıklı idi. Arabasından inen   beyefendi kurşun asker gibi  üzerime gelmeye başladı. Hemen elimi göğsüme koyarak   özür diler bir vaziyet aldım. Sinirli bir şekilde aracından inen  bey yumuşadı.    Etrafın da  şahitliğiyle    zararlarımızı  karşılıklı  olarak kabul edip   anlaştık kavga etmeden   ve dost olarak ayrıldık. Hatta  o beyle dostluğumuz  o günden beri de devam ediyor.

Zaman zaman  seminer için gittiğim  illerde cezaevlerinde   de konferanslar veriyorum.  Salihli  T Tipi  cezaevinde  konferans verirken  mahkumlar arasında gözüm tanıdık bir simaya takıldı. Konferans boyunca  sürekli o bana, ben ona baktım. Konferans sonu   müdürden izin alan  genç( Salihli ‘de görev yaptığım yıllarda eski öğrencim)  geldi elimi öperek boynuma sarılıp ağlamaya başladı. Sebebini sorduğumda  trafik kurallarına göre sarı ışıkta duruyor. Arkadan gelen sürücü, sarı ışıkta geçeçek diye  hızlı geliyor ve arkadan    öğrencimin arabasına  çarpıyor.  Aracın stop lambaları kırılıyor. Öğrencim, arabadan iniyor yüksek bir sesle “ Kör müsün?”, “ Sen kör müsün?” karşılıklı  münakaşa  ve küfürleşme. Sonuç belinde bulundurduğu ruhsatlı tabanca ile  kalbinden vuruyor,  tek kurşunla  ölüyor.   Karşıdaki mezara, öğrecim de hasiphaneye düşüyor. 18 yıl ceza almış. “7 yıldan beri dir de yatıyorum hocam. Arabamın hem kaskosu, hem trafik sigortası  vardı. Üstelik de hasar 1500 lira cıvarında idi.  Keşke  yanımda  tabanca bulundurmasaydım.” diye gözyaşlarıyla  anlatması yüreğimi dağladı.

Bu yazıyı okuyan siz okurlarıma sesleniyorum. Lütfen insanlarla münakaşa etmeyin. Bugüne kadar   yapılan münakaşaların hiçbir kazananı olmamıştır.

Tatlı dil yılanı deliğinden çıkardığını ben değil atalarımız söylemiş. Dünyanının  en iyi tatlısı: “ TATLI SÖZDÜR”,  dünyanın en acısı da. “ ACI SÖZDÜR”  sözlerimi bir Allah buyruğu ile noktalamak istiyorum:

Bakara : 263: Güzel bir söz  ve bağışlama  peşinden eziyet  gelen  bir sadakadan  daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye  ihtiyacı olmayandır., yumuşak davranandır.

Allah özene bezene yarattığı, yedirip içidiği, sağlık  mal, mülk,şan şöhret verdiği insanlardan   kendisini inkar edenlere bile müsamaha  ile muamele edip, mühlet verirken biz niye aniden  sinirlenip birbirimizin  canına ve malına  zarar veriyoruz. Yüce peygamberimiz “ En büyük pehlivan  sinirlerine  hakim olan insandır. Buyuruyor.”Biliniz ki  sinirlenen insanın elinden hayırlı iş çıkmaz. Hapishaneler bir anlk  sinirlenen insanlarla  dolu.  Atalarımız “ keskin  sirke küpüne zarar verir” demişler. Ben de yıllarca iarecilik yaptım. Sinirlenerek yaptığım hiçbir işte karlı  çıkmadım. Yazımı  ünlü Çin bilgini  Lao- Tse’nin bir anektodu ile  bitireyim

Lao Tse bir asrı geçen yaşıyla  ihtiyar  Shang Yung’a sordu. Shang Yung   ağzını  açarak : “ Bak bakalım dişlerim yerinde  duruyor mu?”  “ Hayır”.  Shang  Yung yine ağzını açarak “bak bakalım  dilim hala yerinde mi?  Lao Tse : Evet   yerinde  olduğu yerde duruyor.” Shang Yung: “ sanırım ki anladın. Yumuşaklık her zaman sertliğe üstün gelir.”

Sanırım hep beraber  uzun ömrün  sebebini anlamışızdır.www.kadirkeskin.net

 

reklam

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
reklam
reklam